En Sevdiğime…
Mülteci bir çocuk olup, yüreğime emir verdim sana doğru hicret etsin diye. Sen ise endişelisin, daha önce limanına yanaşan gemilerin, sahtekâr tüccarları yüzünden, onların çaldıkları ya da hesabı ödemeden kaçtıkları bedeller yüzünden. Endişelisin belkide cüzzamlı ya da terkedilmiş, haritada bile görünmeyen bir coğrafyadan gelmiş olan bir sahtekâr tüccar olma ihtimalime karşı. Oysa ben gemimdekileri paylaşmak için geldim ve önüne serdim bütün sahip olduğum her şeyi. Neyim var neyim yok verdim sana… Ben, sana verdiklerimle yaşıyorum yani senden besleniyorum. Ne zaman yüzüne baksam, mutlu olması gereken, ağlamaması gereken, illaki düşecekse yaş, mutluluktan olması gereken bir çift göz görüyorum. Aslında insanlar gibi konuştum çünkü onlar için sadece “bir çift göz”, benim için ab-ı hayat. Belki de hüzünlerimi patlatan küçük bir fünye, bir madenin damarına erişen yolu açabilmek için patlatılan bir dinamit. Ve karşımda hep hayalini kurduğum, bulabilmek için tükenmeden, birçok şeyi tükettiğim bir filiz. Aradığım madenin damarı. İşte tam orada, karşımda duruyor…
Sen benim süper kahramanımsın. Tıpkı çizgi filmlerdeki gibi… Geldin, sardın beni kollarınla ve kötülerin arasından çekip aldın. Kötülükleri paçamdan fırlatıp attın. Mükemmel bir huzur armağan ettin, kusursuz bir mutluluk. İnsan karşılık vermek istiyor bunlara, bunca armağana kayıtsız kalmamak. Bende sana armağanlar sunabilirim, şiirler, öyküler, masallar vs. ama bir türlü çıkamıyorum işin içinden. Bir pırlanta tüccarına pırlanta hediye etmenin manası nedir? Ya da okyanusa su… Düşünüyorum da kalbimi ve ruhumu vermeminde bir manası yok. Sen zaten bunlara sahip birisin ve ben sana bir ayna getirdim, tam karşına. Kendine bak ve beni anımsa… İnsan inandığı hayalleri uğruna mükemmel hatalar yapabilir, eğer bir hatam varsa/olursa bu yönde şimdiden özür dilerim ve beni bilirsin, art niyetim yoktur sana karşı, ben sana gelirken bütün kötülükleri buruşturup çöpe attım. Gözlerimi dağladım kötülüğe, hüzünleri tek tek boğazladım. Acımadan! Onların bana acımadıkları gibi, zamanında bana yaptıkları gibi hepsini tek tek gömdüm, öldürdüğüm kadar özen göstererek…
Zaman dilimlerinden evvel olandı. Gömmüştüler beni soğuk ve karanlık bir yere, öldürdükleri gibi özenle, ağıtlar yakmıştım kendime, dualar, kahrolmalar. Güneşlerim sönmüştü, ufuklarım zifiri… Yine gözümden kan damlarken bir gün, biri geldi, üstümdeki toprağı kaldırdı tırnaklarıyla. Sardı beni kollarıyla ve güneşe götürdü. Ya da güneşi bana getirdi tam olarak göremedim, her şey o kadar huzurlu ve parlaktı ki, göremiyordum ne karanlık mezarımı, ne de ardımda bıraktığım, peşimden koşan çirkin suratlı hüzünlerimi. Sonra bende oturdum bir yol çizdim ikimize, upuzun bir yol. Hep aydınlık, içinde yok hiç karanlık. Sağlı sollu çiçekler var bu yolda, eşi benzeri olmayan. Girişte hüzünleri almıyorlarmış, kocaman tabelada yazıyor.
Birbirimize sımsıkı tutunmalıyız bu yolda sanki. Güzelliklerin içinde tekil bir halde kaybolmadan, paylaşarak en küçük çiçeği bile… Üzülmekten korkmamalıyım, korkmamalısın. Artık biliyorum ki düştüğümde bana bir el uzanacak, artık biliyorsun ki düştüğünde sana bir el uzanacak ya da ağladığımızda bir omuz gelecek hemencecik sol yanağımıza… Sımsıkı tutunduktan sonra bu yolda, hangi fırtına koparabilir ki bizi birbirimizden, hangi rüzgâr? Yahut tırmandığımızda bu yolun en tepesine, hangi kara bulut erişebilecek yüksekliğimize? De bana sevgilim, hangi kudret yetecek tinlerimizin birleşmesine…
"En Sevdiğime…" bu yazı 6 Mart 2010 tarihinde saat 11:21 sularında "Rastgele Şeyler" kategorisinde yayınlanmış olup "t.uĞba!" tarafından yazıldığı sanılmaktadır..Ve sayaçların yaptığı açıklamaya göre 181 kere okunduğu söylenmektedir..Ayrıca
2 Yorum yazılmıştır.
Ah tuba ah çok damardan giriyin be hacı =) Şimdi bana bunu editlettireceksin mail attıracaksın… Sonra yine sie yiycem off =)
Edebiyatı seviyorum ya, bu benzetmeler çok iyi ;)